Header Ads

El bombası ve çok faha fazlası

Üzücü günlerden geçiyoruz. Hemen hemen her gün şehit haberleri. Her zaman terör örgütü belası. Hep kaybediyor muşuz gibi geliyor bazen. Hatta öyle oluyor ki bazı günler "lanet olsun" bu gün bir şey yapmak istemiyorum diyoruz. Hatta bir tarafımızda duyarsızlaşıyor ölümlere. Bazen göz yaşlarımız sahte oluyor. Ancak her şeyin ötesinde zor günlerden geçiyoruz. Aynı haberi sürekli aldığımız için de önemsizleşiyor bazen.

Bu da yetmiyor onlarca askerimizin, canımızın kazara öldüğünü öğreniyoruz. Savaşırken öldükleri zaman kendimizi teselli edebiliyoruz bir parça. "Savaşarak öldüler" diyoruz. Fakat mühimmat deposunun sayımı, temizliği veya her ne ise sırasında öldüklerini öğrendiğimizde bir başka acıyor içimiz. Ve işte tam bu noktada isyan etmeye başlıyoruz. Hay ben bu ordunun, ben bu hükümetin diyerek sövüyoruz işte. Elimizden başka bir şey gelmiyor çünkü. Kızıyoruz ve kızgınlığımızı gidermek için hükûmetimiz ve ordumuz var. Sayıp sövelim o zaman diyoruz. Onca kan akıyor, onca aile kan ağlıyor ve bu kimse dur diyemiyor. Ordunun ve hükümetin suçu hepsi.

Sizde yukarıda anlattığım gibi düşünüyor olabilirsiniz. Benimde aklımdan geçmiyor değil. "Hay ben bu..." demek geliyor bazen. Nedense benim burnum yine çok pis kokular alıyor. Hele patlayan el bombası olayında öyle kokular geldi ki burnuma nesfes bile alamadım. Hani terörü kabul ettikte onlarca asker nasıl o şekilde can verir. Hadi biraz bunu sorgulayalım.

Akşam saatlerinde askerler mühimmat deposunda sayım, tasnif veya başka bir şeyler yapıyor komutanlarının emri ile. Tabi bu esnada hava karanlık ve içeriyi aydınlatmak için arabaların farlarını kullanıyorlar. Günler çuvala girdiği için gece yapılmak zorunda bu işler. Ne olacak ki zaten o depoda patlayıcılar falan yok, tahta kutular var. Gerekli önlemler de alınmamış tabi. Yeni askerler hatta aralarında üç günlük olanlar bile var patlayıcıların arasında rahatça bulunabiliyor. Hatta onlar boş vakitlerinde el bombalarıyla voleybol oynuyormuş aralarında.  Türk ordusunun ne kadar büyük olduğundan bahsederken bu tarz olayları hesaba katmıyoruz biz. Hadi birazdan soracağım soruyu yüksek sesle tekrarlayalım "Böyle bir olay nasıl olur?"

Ben yaramaz düşüncelerim sebebiyle olanların basit bir iş kazası olduğuna inanmak istemiyorum. Bu yüzden biraz daha deşelim isterseniz. PKK saldırılarının arttığı bir dönemdeyiz. Çünkü terör örgütü güç kaybediyor ve hala güçlü olduğunu göstermek için askerlerimizin canını almak zorunda. Bu esnada da bazı medya kuruluşları da terör örgütünün ekmeğine yağ sürüyor. Büyük büyük haberler, terör örgütün kontrol aldığı bölgelere dair haberler. Üstüne bir de sıkı yönetim haberleri. Bunların hepsini akşam televizyonda izleyince de kızıyoruz doğal olarak.

Biz kızdığımız zaman ne oluyor? Cevap çok açık, hükümete ve orduya sövmeye başlıyoruz. Tam bu noktada saklı bütün ipuçları. Yani terör örgütü bir gurup şerefli medya halkın devlete ve orduya olan güvenini sarsmaya başlıyor. En son olaya bakalım. Sonuçta ne oldu? Çok açık ordu zarar gördü, hükümet zarar gördü. Kim karlı çıktı PKK. Bakın ipucu bulduk. Peki terör ordunun içine nasıl girer? Bu sorunun cevabını bilmiyorum ama bunun da bir çok yöntemi var. Hapsini anlatmak zaman kaybetmeyeceğim ama eminim ki birçoğunu biliyorsunuzdur. Belki askerlerimizden birisidir, belki komutanlarımızdan bir tanesidir. Evet PKKyı kuranda bizim ordumuz değil miydi zaten. Her şey mümkün. Tüm ihtimaller gerçek olabilir. Ancak bildiğim ve inandığım bir şey varsa o da olanların basit bir iş kazasından çok daha fazlası olduğudur.

Bir çok soru sorduk ve bunların bir kısmı zamanla cevaplanacaktır. Bir kısmı da her soruda olduğu gibi bilinmezler arasında kaybolacaktır. Ancak önemli olan terör örgütünün bizden beklediği şeyleri yapmamaktır. Yani devlete ve orduya küfür etmeden önce biraz daha düşünelim. Terör örgütünün ekmeğine yağ sürmeyelim

Saygılar, sevgiler.

Görsel

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.