Header Ads

17 Aralık Olayları Hakkında


Siyasi yazılar yazmaya ara vermiştim hatta vazgeçmiştim ama öyle bir ülkede yaşıyoruz ki bazen yazmamak için zor tutmam gerekiyor kendimi. Önce gezi olayları başladı kendimi tutmayı başardım ama büyük uğraşlarla. Şimdi ise bir başka darbe girişimi ile karşı karşıyayız ve ben kendimi daha fazla tutmak istemiyorum. Söylemek istediğim milyonlarca farklı cümle varken susmak yakışık almaz, en azından ben kendime yakıştıramam.

Bu kısa giriş yazısını yazdıktan sonra gelelim neler olduğuna. Bakın Türkiye çok hızlı bir şekilde büyüyor. Gelecekte Türkiye’nin İngiltere’yi geçeceği söyleniyor. Eğer bir şekilde durdurulmazsak fazlasıyla büyüyeceğiz. Düşünsenize 80 öncesinde kendi çorapları yapmakta zorlanan bir ülke şu anda kendi takını veya helikopterini yapıyorsa burada önemli bir nokta vardır. Ekonomik verilerle kimseyi sıkmak istemiyorum zaten etrafımızda nelerin olup bittiğini anlamak için onlara bakmaya gerek yok. Eğer çok merak eden varsa SOM füzesini araştırsın ve onun İsrail’i nasıl korkuttuğuna bir baksın. Bu konuda fazla bir şey söylemek istemiyorum zaten konuşacak çok fazla konu var. Hızlıca ilerlemeye devam edeyim en iyisi.

Yine kısa bir şekilde 17 Aralıkta neler olduğunu anlatmak istiyorum. Bir savcı yolsuzluk davası başlattı ama bu öyle bilinen davalar gibi değildi. 3 farklı dava birleştirildi ve aralarında bakan çocuklarının da bulundukları birçok kişi gözaltına alındı. Buraya kadar her şey normal gibi gözükebilir ancak bu işin içinde normal olmayan bir şeyler vardı. Bir savcı herkesi bypass ederek hukukun tüm kurallarını hiçe sayarak bu davayı açmıştı. Dahası haber vermek zorunda olduğu insanlara haber vermeyerek sanki kendi hukuk sistemini oluşturmuştu.

İşte paralel devlet tartışması da bu noktada başlıyor. Eğer birisi hukuk kurallarının dışında hareket etmeye başlıyorsa ve bu alanda kendisi özgürce dolaşabiliyorsa çok önemli bir sıkıntı ile karşı karşıyayız demektir. Devlet kurallarla yönetilir bu kurallar hukuk tarafından belirlenir. Yani hukuk içerisinde her şey bulunmaktadır buna bir savcının nasıl davranabileceği de dahildir ama bu kuralların dışına çıkıldığını görüyoruz.

Ayrıca bir savcı her şeyin savcısı olmaz, her savcının bir uzmanlık alanı vardır. Ancak o savcı kendini bir şekilde süper savcı ilan etmiş ve uçan kuştan hesap sormaya başlamış. Bunu anlamak zor değil. Daha doğrusu anlamak kolay ama kabul etmek zor. Düşünsenize ülkenizi bir başkaları gizliden yönetiyor. Kimsenin onlardan haberi yok, sızmışlar her yere. Polisin içinde, yargının içinde savcıların arasında HSYK’da, mecliste, bakanların arasında yani, kısaca her yerdeler.

Biraz duralım bu noktada ve derin bir nefes alalım. Paralel bir devletin varlığını bu noktada görebiliyoruz zaten eğer biraz gündemi takip ediyorsanız anlattıklarımı da biliyorsunuzdur. Şimdiye kadar yeni bir şey anlatmadım ve büyük ihtimalle yeni bir şey anlatamayacağım çünkü benim özel istihbarat kaynaklarım yok. Sıradan bir vatandaşım ve daha fazla susmak istemiyorum. Zaten bu yazının da yazılma sebebi bu durumdur.

İzninizle ben yazıya devam edeyim. Paralel bir devletin varlığını kabul ettiğimiz bu noktada karşımıza büyük bir soru çıkıyor ve o soruyu herkesin adına soracağım “Bizi hep bu güçler mi, yönetti?” Evet, bizi hep onlar yönetti. Bazen isimleri cemaat oldu bazen Ergenekon bazen İsrail bazen Amerika bazen ise İngiltere. İngiltere bazen değil her operasyonun arkasında o vardı. Yani Adnan Menderes’i onlar astı, Özal’ı onlar zehirledi ve 80 yılındaki kardeş kavgasını onlar başlattı çünkü bizim ayağa kalktığımız zaman Osmanlı’yı geri getirmeye çalışacağımızı biliyorlar. Osmanlı’yı geri getirmekten bahsediyorum ki bu düşünce yıllarca yasaklanmıştı. Hatta eski yıllarda bunu düşünenleri astılar, hapse attılar veya bir şekilde susturdular. Açıkça bana söyleyin lütfen hangimiz Osmanlı’nın o muhteşem kudretini aramıyoruz şu günlerde. Hangimiz yeni bir Fatih istemiyoruz ülkemize.

Duralım burada hiçbir yere gitmeyelim. Milyonlarca farklı soru var ve bunların cevaplarını yazmak oldukça güç. Bu yazıda genel bir bakış sağlamak istiyorum. Fark ettiğiniz gibi cemaate girmedim henüz. Anlatılması gerekenlerin birçoğunu anlatmadım ama hepsinin zamanı gelecektir. Duralım biraz ve biraz düşünelim. Düşünelim çünkü düşünmek bizi aptallaştırmaya çabalayan sistemin en nefret ettiği şey çünkü düşünen bireyler kendi yollarını çizebilirler. Kendi yollarını çizen bireyler ise kendi yolunu çizen bir ülkenin oluşmasını sağlar ve bundan sistem nefret eder. Çünkü düşünen birisini köle edemezsiniz. Onlara sattığınız bir iPhone ile mutlu olacaklarını söyleyemezsiniz. Dahası aynı iPhone’u aşk diye satamazsınız onlara. Aptal bir telefonun aşk olduğunu iddia ediyorlar bunun sebebini bir düşünün. Kapitalizm tek bir kural üzerine kurulmuştur ve o kuralın ismi “tüketim”dir. Daha fazla tüketmeliyiz ama tüketirken daha az üretmeliyiz. Eğer üretirsek tüketimde ortaya çıkan sermaye ülkemizde kalır. Bu birilerinin aklını başından almaya yeter de artar.

Ağır ilerleyen bir yazı olduğunun farkındayım ama böyle olması gerekiyor. Bana sorarsanız önce karşımıza durup bizi yok etmeye çalışan sistemi tanımalıyız. Onu tanımalıyız ki ona karşı mücadele etmemiz daha kolay olsun. Sistemin bizi nasıl aptallaştırdığını anlamamız gerekiyor. Çok açık söylüyorum sistem aptal bireyler ister. Sistem o aptal bireylere duyguları satmak ister iPhone ve aşk örneğinde olduğu gibi. Mutsuzsanız alış verin yapın söylemi gibidir bu. Alışveriş yapmak sizi mutlu kılmaz ama kendinizi kandırmanızı sağlar.

Sitem düşünen insanlardan nefret eder. O kadar nefret eder ki onları engellemek için her şeyi yapar. Baktı durduramıyor hapse tıkar onları ve düzelmelerini bekler. Düzelmeyenler için gidecek tek bir yer vardır ve onlara deli diyerek akıl hastanesine kapatır. Duralım ve düşünelim eğer karşımızdaki sistemi yenmek istiyorsak önce düşünmemiz gerekiyor. Bize yıllarca söylenen yalanlara inanmayı bırakmalıyız. Evet Abdülhamit han hain değildi önce bunu kabul edelim ve daha sonra biz Osmanlı çocuklarıyız diye bağıralım. Aldığımız tarih derleri, bize öğretilenler bunun aksini söylese de bizi yalanlar içine hapsetse de gerçeği görmeliyiz. Osmanlı’da hırsızlık yapanların elinin kesildiği ve bunun kötü bir uygulama olduğu söylenir ama bilir misiniz Osmanlı’da kaç kişinin elinin kesildiğini? Ben söyleyeyim bu sayı bir elin parmaklarını geçmez.

Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur derler ve bu bir bakıma doğrudur ama unutulmalıdır ki her Müslüman bir diğerinin dostudur. Etrafınıza baktığınızda tüm İslam ülkelerinin halklarının Türkiye’ye nasıl baktığını göreceksiniz. Bir kurtarıcı olarak bakıyorlar bize. Osmanlı’yı geri istiyor onlarda. Evet, bu Osmanlı ve Avrupa savaşının aynısıdır ama bu sefer bir farkımız var bizim. Artık düşünebiliyoruz. Eğer düşünmeyi başarabilirsek bu savaşı kazanabiliriz.

Öncelikle bir şeye karar vermemiz gerekiyor. Kimin yanındayız biz? Ülkemizin mi yoksa İngiltere’nin mi? Kimin tarafını tutuyoruz? Eğer burada ben paranın tarafını tutuyorum diyorsanız size kolay gelsin ama eğer cevabınız ben vatanımın yanındayım ise gelin birleşelim ve düşünelim. Çünkü düşünürsek bize oynanan tüm oyunları görebiliriz ve bu savaşı kazanabiliriz. Üzerimize bağlanan ipleri çözmek bizim elimizde.

Not: Bir sonraki yazımda bizi nasıl aptallaştırdıklarından bahsetmek istiyorum. Bekleyip göreceğiz.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.